Ad Hoc Hukuk

Türk Vergi Sistemi

Türk Vergi Sistemi

Ad- Hoc Hukuk olarak, Bursa veya Erzurum illerinde Avukatlık faaliyetlerimiz, makale ve bilimsel çalışmalarımız sürmektedir. Yazımızda bahsedeceğimiz "Türk Vergi Sistemi"ne ilişkin, Avukatlık dönemimizde uygulamada kimi zaman sorunlar ortaya çıkmaktadır. Aşağıdaki yazı bir ön plan olmakla birlikte tek başına yeterli olmayıp avukat marifetiyle ehliyetsizlik ile ilgili sorunlarının çözülmesi daha sağlıklı olacaktır.
Bursa Avukatı Berat Barulay bu konuda: "Hayatımızın en içinde olan vergiler, kimi zaman hatalı tahakkuk edebilmektedir. Bursa'da vergi alanında Avukatları  birçok sorunlarla karşılaşabilmektedir ve bu hususta hali hazırda davalar devam etmektedir. " demektedir. Erzurum Avukatı Emin Kırıcı:" Erzurum ilimizde de sıklıkla bu tür davalarla karşılaşmaktayız, Yargıtay'ında bu hususta birçok kararı mevcuttur" şeklinde yorumda bulunmaktadır. Adaletin tecelli etmesi bakımından kişilerin, avukatına danışması elzemdir.

"Türk Vergi Sistemi" konulu yazımız aşağıdadır:

Bugün itibariyle modern vergi sistematiği noktasında vergileri sınıflandırmaya tabi tutulduğunda veya vergiyi sistematize edildiğinde veya Türk vergi sistemi denildiğinde aslında gelir üzerinden alınan vergileri servetler üzerinden alınan vergileri ve harcamalar üzerinden alınan vergileri kastedilir. Fakat bugün uygulanmakta olan sistemin adı “çoklu vergi  sistemidir. Vergi Hukuku özellikle 1990’ların başı yani 20.yüzyılın ilk çeyreği itibariyle bugünkü formuna kavuşmaya başladı. Öncesinde tekli vergi sisteminden bahsediliyordu. Bu durumun beraberinde kazanç, irat , kurum kazancı vb. kavramları kattığımız için artık bugünün ihtiyaçlarını tekli vergi sistemi karşılayamaz hale geldi; fakat bunu çoklaştırdık, birden fazla hale getirdik.

Tekli Vergi Sistemi :Bir gelir unsurundan veya bir ödeme gücü üzerinden alınan vergiye tekli vergi sistemi denir.

Çoklu Vergi Sistemi :Gelir,servet ve harcamadan farklı oranlarda veya farklı tiplerde vergi alınmasıdır.

Acaba bir vergi sisteminin iyi işlendiğini adil,eşit verimli olduğunu tespit edebilmemiz için hangi özellikleri bünyesinde barındırması gerekiyor? Yani Avukat Muhammed Emin Kırıcı gelir vergisini öderken veya motorlu taşıtlar vergisi öderken veya emlak vergisi öderken acaba vergi sisteminin bünyesinde barındırması gereken temel özellikler nelerdir?

Doğru işleyen yani mükellef ile idare arasında uyuşmazlığı en aza indirip herkes tarafından kabul edilen ve herkesin de gönüllü katılımına uygun bir vergi sistematiği oluşturulabilmesi için öncelikli olarak vergi verimliliğine bakılması gerekmektedir. Verimliliğin göstergesi ise o ülkede; gelir mi toplam milli gelir içerisinde daha büyük pay alıyor, yoksa servet mi, yoksa harcamalar mı? Bu durum doğru planlandığında vergi verimliliği idare açısından net bir şekilde gözlemlenebilecektir. Ama vergi verimliliği meselesinde maalesef çok kolay üzerinde uzlaşılan ve tüm tarafların fikir birliğine vardığı bir tabanla oluşturulamıyor. İdare açısından en verimli veya en kabul edilebilir vergiler harcama vergileridir. sebebi harcama vergileri dediğimiz (ÖTV,ÖİV,KDV) vergiler mükellefe sunulan hizmet karşılığında alındığı için vergi gibi alınmaz.Mali anestezik etki yaratması bakımından idare tarafından verimli vergi harcama vergileridir.  Ama bir verginin verimli olması onun adil olup-olmadığı sorusunu akla getirir. Yani düşük gelir grubunda olan bir kişi de özel iletişim vergisi verir, düşük gelir grubundaki kişilerde KDV verir. Düşük gelir grubundaki herkes bu bahsettiğimiz harcama vergilerini öder. Ama yüksek gelir grubundakiler de aynı oranda vergi ödediği zaman verimlilik ön planda olur ama adalet gözetilmiş olur mu? Bu büyük bir sorun teşkil eder.

Çoğunlukla Batı Tipi toplumlarda gözetilen ana unsur adalettir. Yani belirli bir kalkınmışlık veya büyüme kapasitesine erişmiş olan ülkelerde bakılan husus adil olmasıdır. Ama az gelişmiş olan ülkelerde mevcut ekonomik kaynakların sınırlı olması nedeniyle gözetilen temel prensibin verimlilik olduğunu görürüz.

Mesela Türkiye’de acaba KDV’ye, ÖTV’ ye, ÖİV’ ye vs. indirsek yerine gelir vergilerini ihdas etsek bugün almış olduğumuz kamu hizmetlerinin aynı büyüklükte veya aynı kalite edinebilir miyiz? Doğru olan budur ama ekonomik gereklerle ve gerekçelerle örtüşmez, çünkü Türkiye bir kere kayıt dışı ekonominin yoğun olduğu bir ülkedir. Kayıt dışı ekonomisinin yoğun olduğu bir ülkede gelir üzerinden alınan vergileri, servet üzerinden alınan vergileri takip kabiliyeti oldukça zayıftır, çünkü kayıt dışılık söz konusudur.

Örneğin Avukat Berat Barulay gelir vergisi mükellefi ve kayıt içerisinde bulunmakta olup, ancak Suriyeliler açısından ve asgari ücretin altında çalışıyor olanlar veya kayıt dışı çalıştırılan işçiler açısından, bunların kayıt altına almadığı sürece vergi sistemimiz açımızdan bu kişilerin herhangi bir vergi verimliliği yoktur. Herkes ekmek alıyor, herkes otomobile biniyor, herkes telefonla konuşuyor bu ve benzeri kayıt içine almadan vergi verimliliği yüksek olan vergiler mi acaba az gelişmiş veya gelişmekte olan bir ülke kabullenir yoksa gelişmiş ülkelerde olduğu gibi gelir üzerinden alınan vergileri adalet prensibi gözetmek suretiyle mi yapar?.Burada bir çatışma var bir paradoks var :”Adalet mi gözetilecek ,kamu hizmetinin sürekliliğini mi  gözetilecek?”, işte bir vergi sisteminden asıl göz önünde bulundurulması gereken birinci prensip budur.

İkinci prensip ise ;hukuki güvenlik  ilkesidir. 

Bir ülkede eğer siz gelir elde edip ,servet elde edip harcama yapıyorsanız gelecek dönemler itibariyle ne kadar vergi ödeyeceğinizi bilmek istersiniz yani sürprizle karşılaşmak istemezsiniz .Bugün aldığımız kıyafetlerde %8 KDV alınırken, yarın %18, ertesi gün %5 olduğu zaman siz tüketim kararlarınızı planlayamazsınız veya bugün olduğu gibi sıhhatli kararlar veremezsiniz.

Mesela kurumlar vergisi oranı şuan %22 ,%20 ,%30,%15,%5,%40 diye sürekli siz oranları değiştirilmesi halinde bu durum hukuki güvenlik ilkesiyle örtüşmez. Hatta klasiklerin önermiş olduğu tarafsız vergi ilkelemesi ile tenakuz oluşturacaktır. Dolayısıyla vergi sistemlerinin güvenlik ilkesini de ön planda tutması gerekmektedir. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Vergi Ödevi” başlıklı maddesinin üçüncü fıkrasında “ vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” denilmek suretiyle kanunilik ilkesi benimsenmiştir.

Diğer bir husus ise ;idare ile mükellef arasında en az çekişmeyi sağlayacak bir vergi sistematiği ihdas edilmesi gerekiyor .

Bizim gibi ülkeler ile batı toplumları arasında ekonomik kalkınmışlığın veya büyümenin gelişmişliğin altında yatan en büyük sebeplerden biri veya gözetilmesi gereken en temel parametre vergi sistematiğinin karmaşıklığıdır. Bir vergi sistematiği ne kadar yalın, anlaşılabilir ve uygulanabilir olursa vergi verimliliği de bu ölçüde artış gösterecektir. Mesela Alman Tipi bir vergi sistematiği var mümkün mertebe Alman sistematiği her şeyi kazuistik (detaylı) tanımlama peşindedir. Hepsini de birbirinden ayırmıştır, işte gelir üzerinden ödenen vergiler ise genel servet vergisi vardır.Yani senin otomobilin evin var ise veya sana bir miras kaldıysa tek bir beyanname verirsin ancak bizim ülkemizde her biri için ayrı bir beyanname vermek gerekmektedir. Her biri için ayrı ödeme dönemleri vardır ve her birinin takip dönemleri birbirinden farklıdır. Böyle olunca acaba mükellef vergiye daha mı uyum gösterir, yoksa uyumsuzluk mu gösterir bunu düşünmek gerekmektedir.

Türk Vergi Sisteminde Ödeme Gücünün Göstergeleri aşağıdaki gibidir,

1-Gelir,

2-Servet ,

3-Harcama.

Bu yazımızın devamı yukarıda belirtilen gelir, servet ve harcama vergilerinin anlatılacağı metinler olacaktır.