Ad Hoc Hukuk

Sınırlı Ehliyetsizler Kavramı

Sınırlı Ehliyetsizler Kavramı

Ad- Hoc Hukuk olarak, Bursa veya Erzurum illerinde Avukatlık faaliyetlerimiz, makale ve bilimsel çalışmalarımız sürmektedir. Yazımızda bahsedeceğimiz "Sınırlı Ehliyetsizler" kavramına ilişkin, Avukatlık dönemimizde uygulamada kimi zaman sorunlar ortaya çıkmaktadır. Aşağıdaki yazı bir ön plan olmakla birlikte tek başına yeteri olmayıp avukat marifetiyle ehliyetsizlik ile ilgili sorunlarının çözülmesi daha sağlıklı olacaktır.

Bursa Avukatı Berat Barulay bu konuda: "Sınırlı Ehliyetsiz denilince akla motorlu taşıt kullanırken ihtiyacınız olan ehliyet gelmemelidir. Özellikle sosyal medyada yapılan hukuki işlemlerin erginlik gerektirdiği hallerde sıklıkla sorunlarla karşılaşmaktayız. 18 yaşından küçük kişiler çoğu zaman internette yaşını büyük göstererek işlemler yapmaktadır. Bursa'da da bu gibi vakalara rastlamakta ve Bursa Avukatları ile birlikte gerekli tedbirleri almaktayız.  " demektedir. Erzurum Avukatı Emin Kırıcı:" Meslektaşımın da bahsettiği üzere hangi ilde olursa olsun o ilin uzman avukatlarınca söz konusu sorun  (örneğin Erzurum Avukatlarınca) gerekli araştırmalar yapılarak, son Yargıtay kararları incelenerek çözülmelidir." şeklinde yorumda bulunmaktadır. Adaletin tecelli etmesi bakımından kişilerin, avukatına danışması elzemdir.

"Sınırlı Ehliyetsizler Kavramı" konulu yazımız aşağıdadır.

 

SINIRLI EHLİYETSİZLER

            Fiil ehliyetinin dört farklı kategorisi vardır. Tam ehliyetli , kişinin tam ehliyetli olması için üç şartı yerine getirmesi gerekiyor. Ayırt etme gücüne sahip olmalı , ergin olmalı ve kısıtlı olmamalıdır. Bunlardan en önemlisi ayırt etme gücüdür. Ancak kişi ayırt etme gücüne sahip olup da sınırlıysa, kısıtlıysa veya kişi ayırt etme gücüne sahip de henüz ergin değilse bu kişiler sınırlı ehliyetsiz olarak adlandırılır. Burada asıl olan ehliyetsizliktir. Ancak bazı işlemler bakımından bunların ehliyetli olduğu kabul edilir. Bu yüzden bunlar için sınırlı ehliyetsiz terimi tercih edilmiştir. Bu kişilerin hukuki durumu TMK madde 16 da düzenlenmiştir.

Madde 16.- Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.

Yani sınırlı ehliyetsizler için kanun tarafından bazı temsilciler öngörülmüş durumda. Küçükler için velayet kurumu işler, kısıtlılar için ise kural olarak vesayet kurumu işler ancak istisnai olarak kısıtlanmış bir kişi velayet altına alınabilir veya velayet altında bulunmayan küçükler de vesayet altına konmak zorundadır. Veli veya vasi sınırlı ehliyetsizin yasal temsilcileridir. Bunların temsil yetkisi kanuni olarak mevcuttur.

HUKUKİ İŞLEM EHLİYETİ AÇISINDAN SINIRLI EHLİYETSİZLERİN DURUMU

            Yasal temsilcisinin rızasına bağlı işlemler nelerdir ?   

16.madde sınırlı ehliyetsizin yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyeceklerini söyler. Sınırlı ehliyetsizi borç altına sokma işini yapma yetkisi yasal temsilciye aittir. Ancak kesin yasaklar vardır. Mesela sınırlı ehliyetsiz adına önemli miktarda bağışlamada bulunmak, vakıf kurmak ve onu kefil olmak gibi. Bu işlemleri yasal temsilci yapamaz ve hatta yasal temsilcinin rızası ile bile sınırlı ehliyetsizin bunları yapması yasaktır. Kendi fiiliyle bir borç altına girememesi de sınırlı ehliyetsizi korumak adınadır. Aynı şekilde borçlandırıcı işlem yapması ve tasarruf işlemi yapması da söz konusu değildir. Rıza deyince burada veli ve vasi rızası arasında bir fark yoktur. Ancak bazı işlemler mesela borç altına sokan bu durumda vasinin zaten buna rıza göstermesi gerekir ayrıca buna denetim makamının da izin vermesi gerebilir. Yani bazı işlemlerde hem vasi, hem sulh hukuk, bazı işlemlerde de hem vasi hem sulh hem de asliye hukuk mahkemesi buna izin vermelidir. Ancak veliler için böyle bir durum yoktur velinin rızası tek başına yeterlidir.

Bu izin, rıza bir tamamlayıcı unsurdur. Sınırlı ehliyetsizin davada bir taraf olması için de yasal temsilcinin rızası olması gerekir. Açılan davaya yasal temsilcinin rıza göstermesi gerekir tabi bu dava kişiye sıkı sıkıya bağlı bir dava değilse bu durum geçerli olacaktır. Sınırlı ehliyetsize karşı dava açılacaksa da işlemlerin yasal temsilciye karşı yapılması gerekiyor. Bir işlemde rıza vardır yani işlem geçerlidir diyen  kişi bu rızanın varlığını bizzat ispat etmek zorundadır.

Sınırlı ehliyetsiz eğer rıza alırsa bu işlemi kendisi yapıyor ancak bu işlemi yasal temsilci  sınırlı ehliyetsiz adına bizzat da yapabilir. 17 yaşında birinin bir işlem yaptığını düşünelim. Bu izin alınmadan işlem yapıldı yani işlem askıda hükümsüz oldu. Kendisi bu arada 18 yaşına gelerek erginliğini kazandı. Artık bu işleme erginliğe ulaşan kişi bizzat izin verebilir. Çünkü yasal temsil zaten artık ortadan kalktı.

Burada işlem kendiliğinden geçerli hale gelmiyor. Ergin olan kişi buna gidip izin veriyor. Bazı hallerde çocuğun velisi olsa da ayrıca bir kayyımın atanması gerekebilir. Bu da 345. maddede düzenlenir.

Madde 345.- Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hakimin onayına bağlıdır.

Rıza nedir ?

Rıza bir hukuki işlemdir ve yenilik doğuran bir hakkın kullanımıdır. Askıda hükümsüz olan bir işlem geçerli hale geliyor.

Rızayı kim vermeli ?

Eğer küçük adına işlem yapılıyorsa veli, eğer kısıtlı yahut vesayet altındaki biri adına yapılıyorsa  vasi tarafından verilmelidir. Bazı hallerde vasinin rızası haricinde denetim ve vesayet makamlarının da izinleri gerekebilir. Evlilik birliği içinde doğan çocuklarının velayeti ana ve babadır. Birlikte karar verirler. Bazen velayet hakkına çocuğun sadece anası ya da sadece babası sahip olabilir bu durumda hangisi velayet hakkına sahipse sadece onun rızayı vermesi yeterlidir.

Rıza verip vermeme yasal temsilciye kalmış bir husus. Serbest takdir yetkisine sahiptir. Ancak kısıtlının çok yararına olacak bir işlem var ancak yasal temsilci buna haksız yere izin vermiyor olabilir. Haksız olarak gereken rızadan kaçındığı düşüncesindeyse bir kısıtlı bunun üzerine mahkemeye şikayette bulunabilir. Ancak aynı imkan velayet hakkı sahiplerine karşı mümkün değildir. Ancak velayetin kullanılmaması ya da kötü kullanımı gündemdeyse çocuğun üzerinden velayetin kaldırılması sağlanabilir.

Rıza ne zaman verilmelidir?

İşlem yapılmadan bir izin veriliyorsa bunun adı rızadır(izin). Ancak işlem yapıldıktan sonra rıza verilecekse bunun adı da onaydır(icazet). Yasal temsilci işlemin yapıldığı anda da rızasını açıklayabilir. Buna da işleme katılma denir. Bu rıza  kişinin ehliyet noksanlığını gideren tamamlayıcı bir unsurdur.

 

Diyelim ki işlemi yaptık ancak yasal temsilci onay vermedi. Bu durumda karşı taraf işlem ile bağlıdır ancak sınırlı ehliyetsiz bağlı değildir. İşlem bu devrede askıda hükümsüzdür. Rıza verilirse işlem geçerli hale gelir eğer rıza verilmezse işlem kesin hükümsüz olmak zorundadır.

 Rıza , hiçbir şekle tabi değildir.

Ancak resmi, yazılı, sözlü veya noterde de verilebilir. Rıza, yenilik doğuran bir hakkın kullanılmasıdır. Bu yüzden rıza verildikten sonra işlem de tamamlandıysa bunun geri alınması mümkün değildir. Çünkü yenilik doğuran haklar kullanıldıklarında sona ererler. Ancak işlem tamamlanıncaya kadarki süreç içinde işlem serbestçe geri alınabilmesi de mümkündür . Sınırımız işlemin tamamlanıp tamamlanmamasıdır. Yasal temsilci bu rızayı şahsen vermek zorundadır. Ancak belirli şartlar gerçekleşince birine özel bir temsil yetkisinin verilebileceği kabul edilir.

Yasal temsilci, rızayı açık veya örtülü olarak verebilir. Ortaokula giden bir çocuğa haftalık harçlık vermek, bu para ile yapacağın işlemlere ben baştan izin verdim demektir. Burada rıza örtülü olarak verilmiştir. Bir yasal temsilci, sınırlı ehliyetsizin yapacağı bütün işlemlere baştan hepsine rıza vermek gibi yetkisi yoktur. Bütün hukuki işlemler için tek tek rıza vermek gibi bir sınırlama da yok. Belli bir işlem grubu için elbette ki topluca rıza vermek mümkündür.

            Ana veya baba çocuğa bir meslekle uğraşması için kendi malından bir kısım vermiş olabilir. Ve çocuk bu faaliyetleri sürdürerek kendisi kazanç elde ediyor olabilir. Bu kazancın yönetimi ve yararlanma hakkı tamamen çocuğa aittir. Bu kazançla ilgili olarak ana ve babanın çocuğu temsil etme yetkisi bulunmamaktadır. Yine çocuğa bir meslek ve sanatı gerçekleştirmek için bir mal verilmişse bu meslek ve sanatın gerektirdiği bütün hukuki işlemler için anne ve babanın temsil yetkisi sona ermiş olur. Aynı kural TMK 427 'de vesayet altındakiler için de düzenlenmiştir.

Madde 359.- Ana ve baba tarafından bir meslek veya sanat ile uğraşması için çocuğa kendi malından verilen kısmın veya kendi kişisel kazancının yönetimi ve bunlardan yararlanma hakkı çocuğa aittir.

Madde 453.- Vesayet altındaki kişiye vesayet makamı tarafından bir meslek veya sanatın yürütülmesi için izin verilmiş ise, o kişi bununla ilgili her türlü olağan işlemleri yapmaya yetkilidir ve bu tür işlemlerden dolayı bütün malvarlığı ile sorumludur.

Rızanın hükmü nedir ?

İşleme onay verilmeden taraflar edimlerini ifa etmişlerse ve onay verilmezse bu ifa edilen edimlerin karşılıklı olarak iadesi gerekir. Bu da ya sebepsiz zenginleşme talebine ya da istihkak talebine bağlıdır. Bu da TMK 452.madde tarafından önemli bir sınırlamadır.

 

Madde 452.- Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir. Ancak, vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.

Maddeden de anlaşılacağı üzerine sınırlı ehliyetsiz yine korunuyor. Sınırlı ehliyetsizin iade borcu iade anında malvarlığında mevcut artma veya kendisinin kötü niyetli olarak (yani iade etme zorunluluğunu olduğunu bilmesine rağmen nasıl olsa ben korunuyorum mantığı) elden çıkarmış olduğu miktarla sınırlandırılmıştır.

Bazı fiziksel özelliklerinin de vermiş olduğu imkanlarla sınırlı ehliyetsiz kendini tam ehliyetli gibi göstererek işlem yapmış olabilir.

452/f.2 Vesayet altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise, onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.

            Bu tür zararlar olumsuz zararlardır. Sözleşmeye duyulan güvenden dolayı uğranan zararlardır. Geçerliliğine güvenilen bir sözleşmenin geçersizliğe uğraması yüzünden uğranmış olan bütün zararlar olumsuz zararlardır. Bunların tazmini elbette ki gerekir. Altı çizilecek nokta karşı tarafı yanıltmak kastı bulunmasıdır.

Sınırlı ehliyetsiz olduğu söylenmedi. Burada bizzat yanıltmaya yönelik bir davranış yok ancak pasif kalarak karşı tarafı yanıltıyorsa bu halde de sınırlı ehliyetsiz karşı tarafın uğradığı zararlardan sorumlu olacaktır.

SINIRLI EHLİYETSİZİN YASAL TEMSİLCİSİNE BAĞLI OMADAN YAABİLECEĞİ İŞLEMLER

            TMK Madde 16 /f2 ye göre ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları yasal temsilcilerinin rızasına bağlı olmadan kullanabilirler ve karşılıksız kazanmada bulunabilirler. Sınırlı ehliyetsizler bu hususta bir dava da açabilirler. Ancak bunun kanundan doğan istisnaları da vardır. Bu hakların kullanılması için yasal temsilcinin bu işlemlere rıza göstermesi gereklidir.

Madde 118/f.2 Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.

Normalde nişanlanma kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Ancak yasal temsilci izin vermeksizin sınırlı ehliyetsiz nişanlanmışsa bu nişanlanma sınırlı ehliyetsizi bağlamaz.

Madde 126.- Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.

Madde 127.- Kısıtlı, yasal temsilcinin izni olmadıkça evlenemez.

Evlenme de aynı şekilde kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Yani sınırlı ehliyetsizler yasal temsilciden izin almadıkça evlenemezler. Kişinin ergin kılınabilmesi için madde 12 şöyle der:

Madde 12.- Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir.

            Demek ki kural, sınırlı ehliyetsizin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını özgürce kullanmasıdır ancak bazı kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda kanun koyucu yasal temsilcinin yine de rızasını aramıştır. Burada da ama küçüğü veya kısıtlıyı korumaktır. Öğretide bu ikiye ayrılıyor. Yasal temsilcinin hiç izni olmaksızın sınırlı ehliyetsizin bizzat kullanabileceği haklar yani mutlak sıkı sıkıya kişiye bağlı haklar ancak yasal temsilcinin izni ile kullanılabilecek haklar nispi sıkı sıkıya kişiye bağlı haklardır. Öğreti de şu da söylenir. Bazı kişiye bağlı hakların kullanılması kişinin malvarlığında azalmaya sebep olabilir bu hallerde de işleme yasal temsilcinin katılması gerekiyor denir.

Madde 295.- Tanıma beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası gereklidir.

            Çocuk Hakları adı verilen uluslararası sözleşmede küçükler kendilerini ifade etme hakkına sahiplerse onun mutlaka dinlenmesi gerekir. Karşılıksız kazandırmalar açısından da yasal temsilcinin izni veya onayının alınmasına gerek yoktur. Bunlar sınırlı ehliyetsiz için bir yükümlülük doğurmayan işlemlerdir. Sadece onun lehine bir kazandırma söz konusuysa sınırlı ehliyetsiz bu işlemi bizzat kendisi yapabilir. Bu işlemlere bağışlama da girer fakat bağışlama her zaman aynı niyetle yapılmaz.

Diyelim ki on beş yaşında bir kız çocuğu var yaşlıca da bir adam var. Bu adam bu kız çocuğunu kandırmak amacıyla onunla birlikte olmaya yahut evlenmeye ikna etmek amacıyla çocuğun aklını çelmek için ona pahalıca şeyler alıyor hediye ediyor. Kanun koyucu da bu bağışlamanın kabulünü engellemeyi ve alınan şeylerin de geri vermesinin emredilebileceğini söyler. TBK 280 'da bu düzenlenir.

Yine öğretide şu kabul edilir: “Sınırlı ehliyetsiz kişi bir başkasının temsilcisi olarak her tür hukuki işlemi yapabilir.” Çünkü bir işlemde doğacak sonuçlar temsilci üzerinde değil temsil ettiği kişi üzerinde doğar. Sınırlı ehliyetsiz de temsilci sıfatında bulunabilir. Ama sınırlı ehliyetsiz bir kişiyi temsilci atamak makul değildir ve pek de tercih edilmez.

 EHLİYETİN GENİŞLEMİŞ OLDUĞU DURUMLAR

            Vesayet makamı tarafından kendisine bir meslek veya sanatla uğraşması için izin verilen vesayet altındaki kişi bu mesleğin gerektirdiği her türlü olağan işlemi yapabilir. Ve bu işlem dolayısıyla üstlenmiş olduğu tüm borçlardan da bütün malvarlığı ile sorumludur. Velinin rızası ile aile dışında yaşayan çocuk kazancı üzerinde dilediği gibi tasarruf altında bulunabiliyor. Vesayet altındaki kişi de kendi tasarrufu altındaki malları ve vasinin izni ile çalışarak kazandığı malları bizzat yöneterek kullanma hakkına sahiptir. Yine anne ve babanın yönetim hakkı alınarak çocuğa kazandırmada bulundurulmuşsa ve çocuk ayırt etme gücüne sahipse çocuk bu mallar üzerinde yönetim hakkına sahiptir. Benzeri bir düzenleme de ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payının anne ve babanın yönetimi dışına bırakıldığı bir düzenleme yapılmıştır.

SINIRLI EHLİYETSİZİN HİÇ YAPAMAYACAĞI İŞLEMLER

 TMK Madde 449.- Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak yasaktır.

            Bu işlemi vasi bizzat yapamaz, vesayet altında bulunan kişinin bizzat yapması için de izin vermesi mümkün değildir. Çünkü bu işlemler hiçbir karşılığı olmaksızın sadece vesayet altındaki kişinin malvarlığını azaltan işlemlerdir. Bu hüküm velayet altındakiler için de uygulanır.

TMK m 342/f.3 Vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler velayetteki temsilde de uygulanır.

            Yasal temsilci veli ya da vasi sınırlı ehliyetsizi temsil eder. İşlemi yasal temsilci yapar ancak işlemin hüküm ve sonuçları küçük veya kısıtlı üzerinde doğar. Ancak çocuk kendini ifade edebilme yönetimine sahipse kişinin mallarının yönetimine ilişkin meselelerde onun görüşü de alınmak zorundadır. Vesayet altındakinin olumlu görüş açıklaması tek başına vasiyi sorumluluktan kurtarmaz.

TMK m. 450/f.2 Vesayet altındaki kişinin işi uygun bulmuş olması vasiyi sorumluluktan kurtarmaz.

TMK m.339/f. 3 Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.

SINIRLI EHLİYETSİZLERİN HUKUKA AYKIRI FİİLLERİNDEN SORUMLULUĞU

TMK m.16/f.2 Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.

            Kişiye kusurun isnat edilebilmesi için onun ayırt etme gücüne sahip olması yeterlidir. Bu yüzden ayırt etme gücüne sahip kişiler haksız fiillerinden ve borca aykırı davranışlarından sorumlu olurlar. Kusursuz bir sorumluluk hali mevcutsa ondan da evleviyetle sorumlulardır.