Ad Hoc Hukuk

Sansür Uygulaması Hukuken Geçerli Sayılabilir mi?

Sansür Uygulaması Hukuken Geçerli Sayılabilir mi?

“Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik” (ileride yönetmelik olarak anılacaktır.) 01.08.2019 tarihli Resmi Gazete ile yürürlüğe girdi. Peki bu yönetmelik neleri kapsıyor? Hukuken nasıl değerlendirilmeli?

Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan yönetmelikte Netflix, Puhutv, Blu Tv gibi kuruluşlar “Medya Hizmet Sağlayıcı”[1] şeklinde bir tanımlamayla karşımıza çıkmaktadır.

Açıkçası yönetmelikteki anlam karışıklıkları ve kavram kargaşasından herhangi bir hukuki mana çıkarmanın çok güç olduğunu, hukuk tekniğinden de aşağıda detayını sunacağımız üzere uzak bir yönetmelik olduğunu başta belirtelim.

1-) Bu yönetmeliği 16. maddesinde bu sağlayıcıların yükümlülükleri arasında "5651 sayılı Kanun ve 6112 sayılı Kanunlarda, bu Yönetmelikte, ilgili diğer mevzuatta ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmalarda öngörülen yükümlülükleri yerine getirmekle," yükümlü olduğu ve RTÜK'çe uygun bulunmadığı takdirde "isteğe bağlı yayın"[2] hizmetini kataloğundan çıkarmakla yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır.

Fakat şunu da belirtmek gerekir ki bu tarz kuruluşların bazıları internet üzerinden süreli lisans ile ücret karşılığı genel olarak bilgilendirici, eğitici, eğlendirici ve benzer görsel ve işitsel içerik sunan içerik sağlayıcıları[3]dır. Bahsettiğimiz türdeki sağlayıcıların sunduğu içerikler kamuoyuna açık olmayıp bireye özel bir sözleşme ile yine bireye özel, bireyin kendi seçimlerine bağlı içeriklerdir. Bu nedenle bu tarz kuruluşlar toplumsal bir düzlemde ele alınmamalıdır. Bu içerikler için ancak “5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” gündeme gelmeli ve dolayısıyla eğer bu içeriklerde bir suç unsuru var ise yine bu Kanun’un 8. vd maddelerine göre işlem yapılmalıdır.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere 6112 sayılı (kısaca) RTÜK Kanununda (ileride Kanun olarak anılacaktır.) ise toplumsal ahlaki ilgilendiren ve özü itibariyle kamuya açık mercalarda (Radyo, Televizyon, internette şifrelenmemiş – kişiye özel olmayan içerikler vb.) denetleme yetkisinden söz edilmiştir.

Hali hazırda internette kamuya açık olan kısımlarda 5651 Sayılı Kanun’un suç unsurlarının ihtivasına göre yaptırım uygulatacak amir hükümleri zaten mevcut iken Anayasa'mızın 133. Maddesinden dayanağını alan 6112 sayılı Kanun’un özünden de anlaşılacağı üzere RTÜK’ün görevi toplumsal yayınları denetlemek ve düzenlemektir. Bu nedenle internetteki bazı içerik sağlayıcılarının kamuya açıklığı söz konusu olmadan, yönetmeliğin kamuya açık olmayan bu internet sitelerinde denetleme yapması da kanunun özüne aykırı olacaktır. Aynı zamanda bir yetkisizlik halinden de söz edilebilmelidir.

Burada şunu bahsetmeden geçmeyelim. Bu sağlayıcıların içerikleri yayın niteliğinde midir?

Bizce Kanun’da ve Yönetmelik’te birçok fuzuli tanıma yer verilmişken sıklıkla geçen “Yayın”ın tanımının yapılmamış olması ise hukuk tekniğinin ne kadar yanlış olduğunu maalesef gözler önüne sermektedir. [4]

Bizce yayın, bir verinin birçok kişiye ulaştırılması, genele yayılması ve toplumsal düzleme aktarılmasıdır.[5] [6] Bu sebeple internet ortamına aleni olarak sunulmayan, kişiye özgü ve seçimlere bağlı platformların yukarıdaki Kanun ve Yönetmelik kapsamında değerlendirilmemesi daha isabetli olacaktır. Aleni olarak sunulan içeriklerde ise yukarıda belirttiğimiz şekilde 5651 sayılı Kanun’un gündeme gelmesi gerekebilir.

 

2-) Özellikle çocuklar için sakıncalı olabilecek içeriklerin kamuoyuna açık mecralara sunulması önemli tehlikelere sebebiyet verebilir. İnternet ortamında ne yazık ki ahlaki açıdan tehlikeli olabilecek mahiyette birçok içerik bulunmaktadır.

İçerik sağlayıcıların sunduğu içerikler de bazen bu nitelikte olabilir. Fakat genellikle bu sağlayıcıların sunduğu içerikler yayın niteliğinde olmayıp kamuya açık şekilde değil, kimi zaman kredi kartı bilgileri istenerek kimi zaman ise başka yollarla kişinin yaşı doğrulanarak kişinin erişimine olanak sağlanmaktadır. Pek tabi bu içeriklerin belli ölçütlere bağlı kalınarak yine güvenilir doğrulama yöntemlerince doğrulanıp ancak bu koşulda izleyicilere sunulması da çocukların korunması açısından önemlidir.

Yönetmeliğin Çocukların Korunması başlıklı 21. Maddesinin;

  1. Fıkrasında: “İnternet ortamından yayın lisansı verilen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar ile yayın iletim yetkisi verilen internet yayın platform işletmecileri, çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde yayınlara ebeveyn kontrolünü sağlayıcı tedbirleri almakla yükümlüdür.”
  2. Fıkrasında ise: "Çocuğun üye olamayacağı ve kişiye özel üyelik sistemi ile hizmet veren internet ortamından yayın lisansı verilen medya hizmet sağlayıcılar ile internet yayın platform işletmecilerine, 6112 sayılı Kanundaki ve bu Yönetmelikteki çocukların korunması amacına yönelik hükümler uygulanmaz."

şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Burada şu sorun karşımıza çıkmaktadır. Yönetmelik hukuk tekniği olarak, kişiye özel üyelik sistemi ile hizmet veren, aleni içerik üretmeyen kuruluşları bu hükümde ayrı tutup neden diğer düzenlemelerde ayrı tutmamıştır? Buradan şunu anlamak gerekir ki düzenlemeyi yapan kurum da böyle bir ayrımın farkındadır ve fakat hukuk tekniğini önemsemeden koyduğu basmakalıp hükümleri yine kendi yaptırımlarıyla uygulamayı ne yazık ki tercih etmektedir. Yönetmeliğin 12. Maddesinde özel hüküm altına alınan ve yönetmelikteki hükümlerin birçoğunun lisans ile mali yükümlülüklerle alakalı olmasından da anlaşılacağı üzere kurumun ilgilendiği hususlar çok farklıdır.[7]

Sonuç olarak kanımızca bu Yönetmelik, her ne kadar tartışmalı hükümler barındırsa da hukuk boşluğunun olduğu mecraların en azından hukuk düzleminde yer bulması açısından yerindedir. Ancak hukuk tekniğine daha uygun düzenlemelerle bu mecralardaki hukuk boşluklarına; izleyicisini de, içerik sağlayıcısını da, kamuoyunu da tatmin edecek ve rahatlatacak düzenlemelerle daha etkin çözümler sunulmalı ve belli ayrımlara ve tanımlara yer verilmelidir.

 

 

[1] Kanunun 3. Maddesinde ve ayrıca Yönetmeliğin 4. Maddesinin (r) bendinde  “Medya hizmet sağlayıcı: Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti içeriğinin seçiminde editoryal sorumluluğu bulunan ve bu hizmetin düzenlenme ve yayınlanma biçimine karar veren tüzel kişiyi ifade eder.” olarak tanımlanmıştır.

 

[2] Kanunun 3. Maddesinde ve ayrıca Yönetmeliğin 4. Maddesinin (n) bendinde “İsteğe bağlı yayın hizmeti: Programların kullanıcının seçtiği bir zamanda ve/veya münferit isteği üzerine medya hizmet sağlayıcı tarafından düzenlenmiş bir program kataloğuna bağlı olarak izlendiği veya dinlendiği yayın hizmetini ifade eder.” olarak tanımlanmıştır.

 

[3] 5651 sayılı Kanunun 2. Maddesinin (f) bendinde “f) İçerik sağlayıcı: İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişileri ifade eder.” Şeklinde tanımlanır.

 

[4] Kanunun 3. Maddesinde ve Yönetmeliğin 4. Maddesinde yayın hizmeti “Medya hizmet sağlayıcının editoryal sorumluluğu altında ve temel amacı kamuoyunu bilgilendirmek, eğlendirmek veya eğitmek üzere elektronik iletişim şebekeleri yoluyla program sunmak olan, bireysel iletişim hariç olmak üzere, televizyon yayın hizmeti, isteğe bağlı yayın hizmeti ve ticarî iletişim ile radyo yayın hizmetini ifade eder.” Şeklindeki tanım ise yayının tanımı olmayıp yayın hizmetinin ne olduğu ise yine yayın hizmeti kavramı kullanılarak tanımlandığından oldukça anlamsızdır.

 

[5]Yayın; radyo, televizyon, internet gibi herhangi bir aracı vasıtasıyla bir veri veya programı bir gruba ulaştırma. Yayın, bir noktadan çok alıcıya yapılan ve ortamı sadece network olmayıp, radyo dalgalarıyla yerel veya uydudan da yapılabilen transmisyon türüdür.” https://tr.wikipedia.org/wiki/Yay%C4%B1n Erişim Tarihi: 03.08.2019

 

[6] Radyo ya da televizyon aracılığıyla halka sunulan, duyurulan, iletilen şey.” TDK Veri Bankası http://sozluk.gov.tr/ Erişim Tarihi: 03.08.2019

[7] Yönetmeliğin 12. Maddesinde “(3) Yayın hizmetlerini abone ve/veya kullanıcılara ücret karşılığında ve koşullu erişim yoluyla sunan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar yıllık net satışlarının binde beşini izleyen yılın Nisan ayı sonuna kadar Üst Kurula öderler” şeklindeki düzenleme ise mantıksızdır. Hali hazırda zaten vergi veren kuruluşların RTÜK’e kendi gelirlerinden pay vermesinin hukuk düzenlerince kabul edilmesi mümkün değildir.