Ad Hoc Hukuk

Kişiler Hukuku'nda Yerleşim Yeri Kavramı

Kişiler Hukuku'nda Yerleşim Yeri Kavramı

Ad- Hoc Hukuk olarak, Bursa veya Erzurum illerinde Avukatlık faaliyetlerimiz, makale ve bilimsel çalışmalarımız sürmektedir. Avukatlık dönemimizde çoğunlukla ortaya çıkmamakla beraber yerleşim yeriyle ilgili icra takibinde yahut davalarda adres sorunları çıkabilir. Aşağıdaki makale bir ön plan olmakla birlikte tek başına yeteri olmayıp avukat marifetiyle yerleşim yeri sorunlarının çözülmesi daha sağlıklıdır. Bursa Avukatı Berat Barulay bu konuda: "Kişiler Bursa ‘da Avukat tutmayıp genellikle çözümleri bireysel sağlamaya çalışmaktadırlar. Lakin hukuki meseleler ciddi bir tecrübe, bilgi birikimi ve ayrı ayrı uzmanlık gerektirmektedir." demektedir. Erzurum Avukatı Emin Kırıcı:" Özellikle Erzurum'da başlatılan icra takiplerinde borçlunun adresinin bilinmeme durumu nadiren de olsa karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu sorun Erzurum Avukatlarınca gerekli araştırmalar yapılarak, ilgili yerlere yazı yazılarak çözülmelidir." şeklinde yorumda bulunmaktadır. Adaletin tecelli etmesi bakımından kişilerin avukata danışması elzemdir.

 

“Türk Hukuku’nda Yerleşim Yeri Kavramı” yazımız aşağıdadır:

Yerleşim yeri kişinin bir yere bağlılığını ifade eden bir kavramdır. Türk Medeni Kanunu’nun 19. ve 22. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ancak burada yerleşim yerinin yasal bir tanımı yapılmış değildir. Doktrinde yerleşim yeri “Bir kişinin hayat faaliyetlerini ve ilişkilerinin merkezi olan yer” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bir kişinin bir yere bağlılığı öncelikle kamu hukuku açısından önemlidir. Devletin vatandaşı nerede, onun ikametgahı neresi bunu bilmesi devlet açısından çok önemlidir. Hatta bunun için bir adres kayıt sistemi yönetmeliği düzenlenmiştir ve herkes ilgili kurumlara yerleşim yeri adresini açık bir şekilde bildirmek zorundadır.

Bunun dışında usul hukuku bakımından da yerleşim yeri büyük bir önem taşır. Hukuk davaları kural olarak davalının yerleşim yerinin olduğu yerde açılır. Davalının yerleşim yeri mahkemesi veya bazen davacı kendi yerleşim yerinin bulunduğu yerde de dava açabilir. Örneğin Türk Medeni Kanunu 32. Maddenin 2. Fıkrasına göre, gaiplik yetkili mahkeme, gaibin Türkiye’de ki son yerleşim yeri mahkemesidir. İlk olarak gaiplik bu yer mahkemesinde dava edilmelidir.

Kural olarak herkes bir yerleşim yerine sahip olmak zorundadır. Aynı zamanda kişilerin tek bir yerleşim yeri bulunabilir. Birden fazla yerleşim yeri olamaz. Ancak TMK 19. Maddenin 2. Fıkrasında görürüz ki tüzel kişiler bu hükmün bu kuralın dışındadır.

            Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz. Bu kural ticari ve sınai kuruluşlar hakkında uygulanmaz.

            Örneğin şirket merkezi Bursa’da ama bu şirketin Erzurum’da da şubesi var ve Erzurum şubesinde de bazı faaliyetler yürütüyor. Şirketin Erzurum şubesinin yürüttüğü faaliyetlerden dolayı açılacak dava Erzurum’da da açılabilir. Sadece Bursa’da dava açılabilir diye bir kaide yoktur. Tüzel kişilerin, bir genel merkezleri vardır. Ancak bunun dışında şubeleri de olabilir. Bu yüzden tüzel kişiler bakımından yerleşim yerinin tekliği ilkesi geçerli değildir.

Yerleşim Yeri Türleri

Üç tür yerleşim yeri vardır. Kural olarak kişi yerleşim yerini bizzat kendi belirler. İsteğe bağlıdır. Erzurum da doğanlar mutlaka Erzurum da yaşar ve ölürler gibi bir hüküm var mı böyle bir şekilde göçü yasaklayan, yerleşim yerini değiştirmeyi yasaklayan bir hüküm yok. Bu yüzden kişi yerleşim yerini isteğe bağlı olarak belirler. Bunun dışında herkesin bir yerleşim yerine sahip olması zorunluluğu karşısında yerleşim yeri olmayanlar bakımından kanun koyucu bazı yerleri itibari yerleşim yeri olarak kabul eder. Yani varsayar.

Bir de arkadaşlar yasal yerleşim yeri mevcuttur. Bu halde de bir kişinin yerleşim yeri başkalarına bağlı olarak belirlenir. Aynı zamanda velayet ve vesayet altındaki kişiler için yasal yerleşim yeri söz konusudur. TMK md 19/1.

            Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyeti ile oturduğu yerdir.

            İlk unsur bir yerde oturmaktır. Oturulan yer genelde mesken veya konut olarak adlandırılır. Ancak her konut da yerleşim yeri niteliği taşımaz. Bir kişinin Türkiye’nin 10 farklı şehrinde evi olabilir. Ancak sürekli kalmak niyeti ile oturduğu yer onun yerleşim yeri olarak kabul edilir. Yine bu oturma süresinin uzun veya kısa olması önemli değildir. Önemli olan bir diğer unsurun yani sübjektif unsurun gerçekleşmesidir ki sübjektif unsur ise sürekli kalma niyetidir. Peki biz bu sürekli kalma niyetinin varlığını nereden çıkarabiliriz? Kişinin dışa akseden davranışlarından yola çıkılarak bu niyet tespit edilebilir. Güven ilkesi çerçevesinde üçüncü kişiler de böyle bir niyetin var olduğu kanısının doğması yeterlidir. Kişinin aile hayatı nerede, mesleki faaliyetleri nerede buna bakılarak tayin edilebilir. Ancak şunu da belirtmemiz gerekiyor kişini eşi ve çocukları bir şehirde yaşıyor adam başka bir şehirde çalışıyor. Kişinin hayatında çeşitli merkezler varsa, aile merkezinin olduğu yer diğerlerine nazaran daha üstündür.

Nüfus Hizmetleri Kanununa istinaden çıkarılan yönetmelikte de yerleşim yeri hususu düzenlenir. Bu yönetmelik Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğidir. Burada herkesin yerleşim yeri adresini bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Aksine bir kanıt olmadığı sürece kişinin bildirdiği yerin onun yerleşim yeri olduğunu kabul edilebilir. Ancak tek başına bu yeterli değildir. Sadece bir delil olabilir. Yani kişinin nüfus kaydı nerede ise o yer onun yerleşim yeridir diyemeyiz. Çünkü nüfus kaydı ile hiç alakasının olmadığı yerlerde yaşayan insanlar mevcut.

Ayrıca sürekli kalma niyetinin de daimî olması gerekmiyor. Yani sürekliliği ebedilik olarak anlamamak gerekir.

TMK 22. Madde de önemli bir düzenleme vardır. Sürekli kalma niyetinin bulunmadığı bazı haller, burada kişinin bir yerleşim yeri edindiği sonucunu doğurmaz şeklinde bir düzenleme yapılmıştır. Bu hükümde yani 22. Maddede düzenlenen hallerde aslında kişinin bir yerde sürekli kalma niyeti yoktur. Bu yüzden o yer o kişinin yerleşim yeri olarak kabul edilmez şeklinde bir düzenleme yapılmıştır.

            Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunan ya da eğitim sağlık bakım veya ceza kurumuna konulma yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz.

            Fakat örneğin bir ilçeden Bursa’ya gelen bir kişi şu an öğrencilik yapıyor ve bulunduğu ilçede avukatlık yapıp doğru düzgün para kazanamam şeklinde bir düşünceye giriyor, Bursa’da da piyasa iyi gözüküyor ben fakülteyi bitirdikten sonra burada avukatlık yaparım düşüncesi içerisindeyse Bursa artık onun yerleşim yeridir. Normalde Bursa’da kalma süresi geçici. Bu hallerde de kişinin artık oraya yerleşme niyeti varsa, o yer onun yerleşim yeri olarak kabul edilir.

 

Sürekli kalma niyeti ile oturulan yerin yerleşim yeri olarak kabul edilebilmesi için buranın bir ev, konut olması şart değildir. Bir yurt odası veya bir otel odası da yeterlidir. Örneğin kişi Erzurum’un çeşitli otellerinde kalıyor ve bu kişinin Erzurum da sürekli kalma niyeti varsa yine Erzurum yerleşim yeridir.

Bir kişi ancak yeni bir yerleşim yeri kurmakla eski yerleşim yeri ile olan ilişkisini sona erdirebilir. Bu da 20. Maddede düzenlenir.

            Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi, yenisinin edinilmesine bağlıdır.

            Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi, yenisinin edinilmesine bağlıdır. Kişi eski oturduğu yerden kesin olarak ayrılmış. Ancak henüz sürekli kalmak niyeti ile bir yer seçmemiş. Şehir şehir geziyor bakıyor emekliliği mi acaba nerede geçirsem diye. İşte böyle bir yeri seçinceye kadar artık oturmadığı ve sürekli kalma niyetinin olmadığı eski yerleşim yeri onun yerleşim yeri olarak kabul edilmeye devam eder.

Madde 20/2 önemlidir. Yerleşim yeri belli olmayan kişilerin fiilen oturdukları yer, sürekli kalma niyeti olmasa dahi onların yerleşim yeri olarak kabul edilir.

Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı halde Türkiye de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin, halen oturduğu yer yerleşim yeri sayılır.

            Bu tarz kanunun belirlediği yerleşim yeri olarak kabul ettiği yer de itibari, varsayımsal veya saymaca yerleşim yeri olarak ifade edilir. Kural herkesin isteğe bağlı bir yerleşim yerine sahip olmasıdır. Ancak bazı hallerde bir kişinin yerleşim yeri başka bir kişiye bağlı olarak tayin edilebilir. İşte bu halde yasal bir yerleşim yeri söz konusu olur. Bu tarz yerleşim yeri de velayet ve vesayet altındaki kişiler için geçerlidir. Md 21

            Velayet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri ana ve babasının, ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir. Diğer hallerde çocuğun oturma yeri onun yerleşim yeri sayılır.

            Ana ve babanın ortak bir yerleşim yeri varsa çocuğun yerleşim yeri de buradadır. Ancak anne ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuk hangisinde kalıyorsa onun yerleşim yeri çocuğun yerleşim yeri olarak kabul edilir. Eğer böyle bir durum söz konusu değilse çocuk ailesi ile anası ve babası ile birlikte ikamet etmiyorsa çocuğun oturduğu yer, fiilen sakin olduğu yer onun yerleşim yeri olarak kabul edilir. 2. Fıkrada:

            Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri bağlı oldukları vesayet makamının bulundukları yerdir.

            Vesayet makamı kişinin kısıtlanmasına karar verilen yer Sulh Hukuk Mahkemesidir. Bu mahkemenin bulunduğu yer kişinin yasal yerleşim yeri olarak kabul edilir.