Ad Hoc Hukuk

Karayolları Trafik Kanunu Kapsamında Mali Mesuliyet Sigortası ve Tazminat

Karayolları Trafik Kanunu Kapsamında Mali Mesuliyet Sigortası ve Tazminat

Ad- Hoc Hukuk olarak, Bursa veya Erzurum illerinde sigorta ve buna yönelik maddi tazminat davalarında da çalışmaktayız. Avukatlık dönemimizde çoğunlukla ortaya çıkmamakla beraber genellikle sigorta tahkim kurullarında yahut kişilerin kendi arasında tutanak tutmak marifetiyle çözülen sigorta tazminat uyuşmazlıklarının avukat marifetiyle dava yoluyla çözülmesi daha sağlıklı olabilir. Bursa Barosu Avukatı Berat Barulay bu konuda: " Her ne kadar kişiler zorunlu sigorta nedeniyle tutanak tutarak sigortadan  zararını karşılamaya çalışsa da genellikle adaletli bir değerlendirilme yapılmamaktadır." demektedir. Erzurum Barosundan Avukat Emin Kırıcı:" Özellikle Erzurum'da sıklıkla yaşanan trafik kazalarında tutanak dahi tutulmadan, karşılıklı güven esasına göre zararın tazmini çözülmeye çalışılmaktadır. Fakat hukuki yollara başvurulmadan yapılan bu işlemde dolandırılma ihtimaliniz yüksektir. Söz konusu sorun Erzurum mahkemelerinde çözülmelidir." şeklinde yorumda bulunmaktadır. Adaletin tecelli etmesi bakımından kaza yapan, zarara uğrayan kişilerin avukata danışması elzemdir.

Aşağıdaki yazıda konu hakkında genel bir bilgisel sunulmaktadır. Fakat belirtmek de fayda var: Yazı tek başına dava açmanızda yeterli olmayıp Avukatınıza danışmanız adli sıhhatiniz açısından son derece önemli.

Trafik kazası sonucunda kişilerin malvarlıklarına veya vücut bütünlüklerine karşı ciddi zararların gelmesi son derece muhtemeldir. Karayolları Trafik Kanunu bu konuda oluşabilecek uyuşmazlıkların çözüme kavuşabilmesi için birtakım düzenlemeler bulundurmaktadır. Öncelikle Karayolları Trafik Kanunu’nun 91.maddesine göre motorlu araç işleten kimselerin mali sorumluluk sigortası yaptırması zorunludur, geçerli teminat tutarları üzerinden zorunlu malî sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar trafikten men edilir. İşletenin 3.kişilere verdiği zararlardan sigortacı öncelikle sözleşmedeki şartlarla sınırlı olmak kaydıyla sorumlu olacaktır.

Karayolları Trafik Kanunu zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında kalan hususları ayrıca düzenlemiştir. Özellikle belirtmek gerekir ki manevi tazminat talepleri[1], motorlu araçta taşınan eşyaya gelecek zararlara ilişkin talepler ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler sigorta kapsamı dışındadır.

Sigortacıya karşı açılan davalara bakmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Yargıtay da bu görüştedir[2] Ayrıca Karayolu Taşımacılığı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın C.8. maddesinde de yetkili mahkemeler belirlenmiş ve genel şartlarda “Sigorta sözleşmesinden doğan anlaşmazlıklar nedeniyle sigortacı aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, sigorta şirketinin merkezinin veya sigorta sözleşmesine aracılık yapan acentenin ikametgahının bulunduğu yerdeki veya zarara yol açan olayın meydana geldiği yerdeki; sigortalı aleyhine açılacak davalarda ise davalının ikametgahının bulunduğu yerdeki ticaret davalarına bakmakla görevli mahkemedir. ” şeklinde düzenleme getirilmiştir[3]. Örneğin Bursa'dan Erzurum'a gitmekte olan bir araç, Erzurum yakınlarında karşı şeritten gelen araca çarptığında sigortalının sigortacıya açacağı davada yetkili yer mahkemelerinden biri Erzurum Asl. Tic. Mah.'sidir. Önemle belirtmek gerekir ki bu ayrım Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası açısından olup ihtiyarı sigortalarda görevli ve yetkili yer bu olaya göre Erzurum Tüketici Mah. olacaktır. Bu noktada avukatınıza danışmanızda fayda vardır.

Karayolları Trafik Kanunu’nun 97.maddesine 26.04.2016 tarihinde yapılan değişiklik ile bu uyuşmazlıklara ilişkin özel dava şartı getirilmiştir. Anılan maddeye göre zarar gören, dava yoluna başvurmadan önce sigortacıya yazılı olarak başvurmak zorundadır. 15 gün içerisinde başvurunun cevaplanmaması halinde artık dava açılabilecektir. Zarar, değişiklik öncesinde meydana gelmiş olsa dahi eğer davanın açıldığı tarih itibariyle özel dava şartı mevcut ise öncesinde sigortacıya yazılı olarak başvurulmasında fayda vardır. Eğer yazılı başvuru mevcut değil ise mahkeme davanın reddine karar vermemeli, eksikliklerin giderilmesi için 2 haftalık kesin süre vermelidir zira bu eksikliğin giderilmesi mümkündür (Aynı doğrultudaki Bölge Adliye Mahkemesi kararı aşağıda paylaşılacaktır.). 2 haftalık kesin süre içerisinde başvuru yapılmamış ise dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilecektir.

Trafik kazası sonucunda bedensel zarar meydana gelmiş ise sigortacıdan poliçe kapsamıyla sınırlı olmak kaydı ile sürekli tam veya kısmi iş göremezlik tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı ve kaza sonucu meydana gelen diğer zararlar (örneğin tedavi masrafları) istenebilecektir. Eğer trafik kazası sonucu ölüm meydana gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze giderleri ve ölüm hemen meydana gelmemiş ise kaza ile ölüm arasındaki sürede oluşmuş çalışma gücü kaybı tazminatı istenebilecektir. Zarar kalemleri açıkça belirtilmeli ve belirsiz alacak davası açılırken her bir kişi için ne kadar maddi tazminat istendiği anlaşılır bir şekilde ifade edilmelidir.

Tazminata uygulanacak faizin türü ve yürütüleceği tarihin tespiti de oldukça önemlidir. Borçlar Kanunu’na göre meydana gelen bedensel zarar söz konusu ise zararın meydana geldiği andan başlayarak faizin yürütülmesi gerekmektedir. Ancak sigortacıya başvurulmuşsa faiz, yazılı başvurunun sigorta şirketine tebliği tarihinden itibaren yürütülmelidir. Zira yazılı başvurunun tebliği tarihinden önce sigorta şirketinin olayı bilmesi şirketten beklenemez. Ayrıca belirtmek gerekir ki bahsettiğimiz davalar belirsiz alacak davası olarak ya da kısmi dava olarak açılabilir ve davanın çeşidine göre faizin yürütüleceği zamanın değişeceği unutulmamalıdır. Olayın özelliklerine göre yasal faiz veya avans faizine eğer talep edildiyse hükmedilmesi gerekir. 

Karayolları Trafik Kanunu’nun 109.maddesine göre zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki, her halde on yılın geçmesiyle dava zamanaşımına uğrayacaktır. Ancak eylem ceza hukuku bakımından suç teşkil ediyor ise ve ceza kanunu daha fazla zamanaşımı süresi öngörüyor ise bu sürelere riayet etmek gerekecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66.maddesine göre kural olarak bir kamu davası;

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
  • Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
  • Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
  • Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
  • Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,

Geçmesiyle düşer.

İstanbul BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 
8. Hukuk Dairesi
Esas: 2018 / 152 
Karar: 2018 / 99 
Karar Tarihi: 31.01.2018

ÖZET: Dava; trafik kazası nedeniyle yaralanan davacının aracın .... sigortacısına karşı açmış olduğu maddi tazminat isteğine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, davalı sigorta şirketine karşı açılan dava yönünden tamamlanabilecek dava şartının yerine getirilmesi için davacı tarafa kesin süre verilmeksizin karar verilmesi nedeniyle, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması karar verilmiştir.

(2918 S. K. m. 97) (6100 S. K. m. 115)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan ön inceleme sonucunda;

Gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesin ile; 15/10/2009 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu oluşan yaralanmadan kaynaklı zararın karşı taraf araç sigortasından tazminini istemiş, mahkemece davadan önce sigortaşirketine herhangi bir başvuruda bulunulmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili istinaf talebinde; trafik sigortası poliçesi başlangıç ve bitiş tarihlerinin 15/11/2008-2009 tarihleri olduğu kazanın ise 15/10/2009'da meydana geldiği, 2918 sayılı Yasada yapılan değişikliğin 14/04/2016 tarihinde olduğunu, olaya etkisinin olmayacağını belirterek kararın kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

Dava; trafik kazası nedeniyle yaralanan davacının aracın .... sigortacısına karşı açmış olduğu maddi tazminat isteğine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanunu'nun 5. maddesiyle değişik 97. maddesi ile zarar görenin, dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği düzenlenmiş, aynı değişiklikle sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği belirtilmiştir.

Yasal değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ....sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacak olup yasa ile özel bir dava şartı getirilmiştir.

Olayımızda, dava tarihi olan 21/07/2016 itibariyle 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde yapılan değişiklik yürürlükte olup davacı tarafça dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine başvurulmadığı hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır.

Dava şartları, davanın esası hakkındaki yargılamanın devamı için gerekli olan şartlar olup, davanın açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. HMK'nın 115/2 maddesi uyarınca mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.

Mahkemece davacı vekiline yasada öngörülen başvuruya ilişkin eksikliği gidermesi için kesin süre verilmeli, sigorta şirketince 15 gün içinde cevap verilmemesi veya verilen cevabın talebi karşılamaması halinde bu yöndeki dava şartının yerine getirildiği kabul edilerek davanın esasına girip deliller toplanıp değerlendirilerek ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmeli, kesin süre içinde başvuruya ilişkin dava şartının yerine getirilmemesi halinde ise bu kez dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir.

HMK'nın 115/2. maddesine aykırı şekilde tamamlanabilecek nitelikteki dava şartının tamamlanması için davacıya kesin süre verilmeksizin, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.

İlk derece mahkemesince, davalı sigorta şirketine karşı açılan dava yönünden tamamlanabilecek dava şartının yerine getirilmesi için davacı tarafa kesin süre verilmeksizin karar verilmesi nedeniyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçe uyarınca;

1-Davacı vekilinin istinaf isteğinin kabulü ile istinaf istemine konu İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.04.2017 gün 2016/849 E., 2017/340 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-İstinaf yasa yoluna başvuran davacıdan peşin olarak alınan 31,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde davacıya İADESİNE,

4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,

HMK. m.353/1-a/6 hükmü uyarınca, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi. 31.01.2018 (¤¤)

[1] Bu durumda ayrıca işleten de taraf gösterilmelidir. Yargıtay’a göre bu durumda manevi tazminata ilişkin talepler de asliye ticaret mahkemesinde görülecektir: ”… Aynı davada, bir kısım davalılar hakkında genel mahkemenin, diğer davalılar hakkında ise uzman olan özel mahkemenin görevli bulunması halinde, uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise ya da, taleplerden birisi yönünden verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte bulunuyorsa; sözkonusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında “yargılama usulüne” ilişkin esaslı farklılıklar bulunmaması kaydıyla, bütün taraflar ve talepler yönünden uzman olan özel yetkili mahkemece yargılama yaparak uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Bu husus, hukukun öngörülebilir olmasının, usûl ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün de gereğidir…”  (T.C YARGITAY 20.Hukuk Dairesi, Esas: 2016/ 5920, Karar: 2016 / 9175, Karar Tarihi: 17.10.2016)

[2] “…Somut olayda, davacı vekili, 27 Z 1429 plakalı aracın kaza yapması sonucu kaza sebebiyle vefat eden ..... mirasçılarına Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Trafik Sigortası kapsamında davalı kurumun karşılamakla yükümlü olduğu limit ile 50.000,00.-TL manevi tazminatın taraflarına ödenmesine, 15.000,00.-TL manevi tazminatın ..., 15.000,00.-TL manevi tazminatın ..., 15.000,00.-TL manevi tazminatın .... ve 15.000,00.-TL manevi tazminatın .... lehine olmak üzere toplam 50.000,00.-TL manevi tazminatın ... dışındaki davalılardan, 100.000,00.-TL maddi tazminatın güvence hesabının sorumluluğunun ödemekle yükümlü olduğu limitle sınırlı olmak kaydı ile toplam 160.000,00.-TL alacağın ... dışındaki davalılardan kaza tarihinden itibaren, ... yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmektedir. Bu durumda, uyuşmazlık, davalı gerçek kişiler açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiilden kaynaklanmaktadır. Ancak davalı ... açısından sigorta poliçesindeki miktar ile sınırlı olarak ödeme yapılmasına ilişkin olup, zorunlu sigortanın 6102 sayılı TTK'da düzenlenmesine ve aynı Kanunun 4. maddesi uyarınca bu kanunda düzenlenen işlerden kaynaklanan hukuk davalarının ticari dava niteliğinde olduğunun kabul edilmesine göre, ticari dava niteliğindeki uyuşmazlığın ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir…”  (T.C YARGITAY 20.Hukuk Dairesi, Esas: 2017/ 5084, Karar: 2017 / 2485, Karar Tarihi: 27.03.2017)

 

[3] T.C YARGITAY Hukuk Genel Kurulu, Esas: 2017/ 1092, Karar: 2018 / 463, Karar Tarihi: 14.03.2018