Ad Hoc Hukuk

Borçlar Hukuku'nda Yanılma

Borçlar Hukuku'nda Yanılma

Ad- Hoc Hukuk olarak, Bursa veya Erzurum illerinde Avukatlık faaliyetlerimiz, makale ve bilimsel çalışmalarımız sürmektedir. Yazımızda bahsedeceğimiz "Yanılma" kavramına ilişkin, Avukatlık dönemimizde uygulamada kimi zaman sorunlar ortaya çıkmaktadır. Aşağıdaki yazı bir ön plan olmakla birlikte tek başına yeterli olmayıp avukat marifetiyle ehliyetsizlik ile ilgili sorunlarının çözülmesi daha sağlıklı olacaktır.
Bursa Avukatı Berat Barulay bu konuda: "Ticari hayatta sıklıkla yanılma halleri ile karşılaşılmaktadır. Bursa'da Ticaret alanında birçok Bursa Avukatı çalışmaktadır ve yanılma hususunda hali hazırda davalar devam etmektedir. " demektedir. Erzurum Avukatı Emin Kırıcı:" Erzurum ilimizde de sıklıkla bu tür davalarla karşılaşmaktayız, Yargıtay'ında bu hususta birçok kararı mevcuttur" şeklinde yorumda bulunmaktadır. Adaletin tecelli etmesi bakımından kişilerin, avukatına danışması elzemdir.

"Türk Borçlar Hukuku'nda Yanılma" konulu yazımız aşağıdadır:

Yanılma, gerçek hakkında bilinçli olmayan bir yanlışlığa düşme halidir. Bizzat yanılmaya düşen kişiden kaynaklı ortaya çıkar. Bu eksik bilgiden, yeterli bilgiye sahip olmamadan, gerçeği bilmemeden kaynaklanan durum olarak karşımıza çıkabilir. Burada yanılmanın bazı türlerinden bahsetmemiz söz konusu ancak kanun esaslı yanılma hallerini daha çok dikkate alır. Yani kanun esaslı olmayan yanılma halleri sözleşmeyi iptal edecek nedenler olarak kabul etmiyor. Daha çok esaslı haller varsa ortadan kalkma durumundan bahsediyor. Esaslı yanılma hallerini tabi ki kanun ayırmıyor ancak 31. Madde esaslı yanılmaya örnek gösterilebilecek halleri sayıyor.

Türk Borçlar Kanunu Madde 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:

  1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa. (örneğin kiralama yapmak isterken satış sözleşmesi yapılması)
  2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa. ( örneğin başka bir şey satın alma)
  3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa. (örn: a kişisiyle yapmak istediği sözleşmeyi yanlışlıkla komşusu b ye göndermesi)
  4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa.
  5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.

 Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir. (Edimde çok ciddi bir değişiklik yaratıyorsa ( örn: İstediği para 100000 lira iken yanlışlıkla 10000 yazıyorsa) bu haller basit hesap yanlışlığı içine girmez. 1 lira yerine 10 lira olması, kuruşta yanlışlıklar basit hesap yanlışlığı sayılır.)

 Kanun koyucunun yaptığı ayrıma bakacak olursak bunlardan biri saikte yanılma ve bir diğeri beyanda yanılmadır. Saikte yanılma dediğimiz şey açıklanan durumla ilgili var olan bir durumdur, gerçeğe uymayan bir tasavvur sonrası ortaya çıkması söz konusudur. Örneğin kişiyi belli bir içerikte sözleşme yapmaya yönlendiren olay noktasında yanılması söz konusu ise; kişi diyelim ki Türkiye şehirleri hakkında bilgi sahibi değil Ankara’da bir ev kiralamak isterken Çankırı da kiralıyor. Aslında yapmak istediği şey kira sözleşmesi ama bilgisizliğinden bu sonuç doğmuş.

Yine kişi bir tablo satın almak istiyor olsun gerçek olduğunu düşünerek alıyor ama gerçek çıkmıyor ya da bir arsa satın alıyor diyelim inşaat yapmak için 10 kat çıkacak ama verilen imar izni 3 kat oluyor. Bunlarla sözleşmenin iptalini isteyebiliyor kişi. Saik yanılması da esaslı yanılma değildir, sözleşmenin geçerliliğini etkilemiyor ama iptalinin istenilmesi söz konusu olabiliyor. Saikte yanılma kural olarak esaslı yanılma sayılmaz ve sözleşmenin geçerliliğini etkilemez, yanılana sözleşmeyi iptal hakkı vermez. İstisna olarak yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması halinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumda karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.

 Beyan yanılması konusunda işlem iradesi ve beyan arasında istenilmeyen bir uygunsuzluk söz konusu oluyor. TBK bunu tanımlamış değildir. Her türlü bozukluklar bunun içine dâhil edilebilir. Örneğin adam yabancı parayla kira sözleşmesi yapmak istiyor ama para birimi işaretlerini bilmiyor dolar yerine sterlin işaretini yapıyor bilindiği üzere sterlin çok kıymetli bir para böyle olunca bilgisizlikten kaynaklı yanılma söz konusu.

 Esaslı yanılma çok önemli çünkü sözleşmenin geçerliliğine etki edecektir, esaslı olmayan yanılmaların sözleşmenin geçerliliğini etkileme gibi bir durumu yoktur. 

Temel yanılması dediğimiz bir kavram var onu 32. Maddede değerlendiriyoruz.

MADDE 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.

Burada ki durum dürüstlük kuralından kaynaklı herkesin bilmesi gereken, az çok hâkim olması gereken haller varsa onlardan birinin olmaması durumunda bahsediyoruz.

Diğer önemli durum ise kişinin o saiki sözleşmenin temeli saymasıdır. Örn: şehrin çok işlek olabileceği düşünülen yeri alındı ancak ruhsat verilmedi bu durum temel yanılması olarak değerlendirilebilir. Her saik yanılması, esaslı, dolayısıyla temel yanılması sayılmaz. TBK ya göre bir saik yanılmasının esaslı yanılma yani temel yanılması sayılabilmesi için 4 unsurun birlikte olması gerekir. Bunlar: Saik yanılması, sübjektif unsur, objektif unsur ve karşı tarafça bilinebilirlik unsurudur.

Bundan başka aracının yanılması durumu var. Bu özel bir durum sözleşmeyi kişi bazen bir aracıya yaptırabilir. Burada önemli durum şudur: doğrudan doğruya temsilde temsilci, temsil olunanın aracı değildir. Temsilci kendi iradesini beyan eder. Bu irade yanılma ile bozulmuşsa sözleşmenin iptalini isteme hakkı temsil olunan tarafından ileri sürülür.

MADDE 33- Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır.

MADDE 34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez. Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır.

Örn: kişi yanıldığını fark etti ama sonrasında buna dayanarak sözleşmeyi bir şekilde ortadan kaldırmaya çalışıyorsa ya da mesela 1000 liraya satacağı şeyi karşı taraf 500 getirince kabul edip sonrasında vazgeçtim 500 daha getir diyemez. En azından sözleşmenin iptalini isteyemez.

MADDE 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez. Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.

Karşı tarafa ödenecek tazminat için yanılmada kusurlu olma şartı vardır. Karşı taraf yine yanıldığını bilmeyecek veya bilecek durumda olmayacak. Ödenecek zararda menfi zarar olmak zorundadır. Sözleşmenin geçerli olacağına güvenilerek yapılan masrafları istemeye menfi zarar adını veriyoruz. Menfi zarar noktasında yanılanın ihmaline dayanması da önem arz ediyor.  

Yanılgıya kendi kusuruyla da düşmüş olsa sözleşmeyi iptal edebilir. Kendi kusuruyla hataya düşen taraf karşı tarafın menfi zararlarını karşılamak zorundadır. Ancak karşı taraf yanılmayı biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa tazminat istenmez. Hâkim hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata (müspet zarar) hükmedebilir

Karşı taraf iyi niyetlide olsa sözleşmeyi iptal edebilir